Bu kitap, insan ruhunun en köklü ikilemlerinden birini masaya yatırmaktadır: Sevginin mahiyeti, kökenini ve yansımaları. Kalbin, aşkın en yüce kaynağı olan İlâhî Aşka (Mutlak Güzelliğe) yönelen sınırsız arayışı, neden günlük hayatın ve dünyevî formların (evlilik kurumu, nikâh sözleşmesi, toplumsal normlar) katı sınırları karşısında sürekli olarak bir çıkmaza girer? Dünyevî Sevda (insana duyulan sevgi), bu derin incelemenin çıkış noktasıdır. Bu kavram, yalnızca mala, şöhrete veya dünyaya duyulan bağlanmayı değil, aynı zamanda dünyadaki fâni bir insana (erkeğin kadına) yönelen, sınırlı ve geçici her tür beşerî sevgiyi kapsar. Ne var ki, insanın kalbindeki bu sınırsız arayış, çoğu zaman tek bir sevgi formuna sığmakta zorlanır; bu durum ise, toplumun ve dinin kurduğu Vefâ2 yeminleri ile sürekli bir etik ve duygusal çatışmaya yol açar. İşte bu kitap, bu köklü çatışmayı çözmek için, Batı sosyolojisinin gözleme dayalı formel tespitlerini, İslâm tasavvufunun hikmet dolu metafizik bilgisiyle birleştirerek/kıyaslayarak, Vefâ kavramının manevî derinliğini yeniden tanımlayan kapsamlı bir yolculuğa davet ediyor.
