Sözlü kültürün köklü değerlerinden biri olan halk hikâyesi, görünenin ardındaki gizli gerçekleri sembolik bir dille açığa çıkaran, bireyin düşünce dünyası ile toplumsal bilgelik arasında köprü kuran bir hafıza mekânıdır. Kuşaktan kuşağa aktarılan halk hikâyeleri, kolektif belleğin şifreli anlamlarını muhafaza eden zengin bir hazine niteliğindedir. Arketipsel imgeler ve sembolik motifler aracılığıyla ruhsal derinlikleri bilince taşıyan halk hikâyeciliği geleneği, Türk edebiyatında güçlü bir temsile sahiptir. Latif Şah ile Mihriban Sultan Hikâyesi de barındırdığı sembolik yoğunlukla söz konusu geleneğin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Çıldırlı Âşık Şenlik tarafından tasnif edilen Latif Şah ile Mihriban Sultan Hikâyesi, âşığın sanatını ve dehasını gözler önüne seren nadide bir eserdir. Soğuk bir kış gecesinde, âşık meclisinde yoksul bir ihtiyar ile yeğeninin acıklı hâline şahit olan Şenlik’in, onları hayal dünyasında şah ve vezir mertebesine çıkarması, derin bir insani duyarlılığın ve edebî gücün göstergesidir. Aşk ve kahramanlık temalarını ustalıkla kaynaştıran bu hikâye, kahramanın yolculuğunu zengin semboller aracılığıyla işleyen arketipsel bir şaheserdir.
