Dinler, toplumsal gerçekliğin bir ürünü oldukları gibi bu toplumsal gerçeklikle durmaksızın karşılıklı bir ilişki halindedirler. İnsanlık tarihindeki çok çeşitli inanış biçimlerini, bu inanışların ibadet ve ritüellerini saymaktan çok daha önemli olan konu, bu inanış biçimlerinin toplumsal-ekonomik ve sınıfsal gerçeklikle karşılıklı ilişki içinde incelenmesidir. Böyle bir yöntem, bizim çalışmamızı akademik yazın içindeki çok sayıda dinler tarihi eserinden yöntem olarak ayıracaktır. Kitabımıza özgünlük kazandıran birinci temel özelliği, dinler tarihini tarihsel-materyalist bir yöntem anlayışı çerçevesinde değerlendirmesidir. Sosyal bilimlerin sınıfsal olduğu gerçeğinden hareket ettik. “Liberal akademisyen” refleksine kapılarak dini sermayenin, kral ve padişahların çıkarları açısından ele almadık. Doğrudan doğruya emekçi sınıfların bilimsel bakış açısından çözümledik.
Kitabımızın ikinci ayırt edici özelliği ise dinler tarihinin konuya ilgi duyan gençlerle birlikte açık bir sohbet havası içinde işlenmesidir. Bütün kitap, önce bir piknikte ve daha sonra Bozcaada’da bulunan ibadet yerlerinde üniversite öğrencileriyle bir söyleşi havasında geçmektedir. Böyle bir içerik kullanılmasının, kitabımızın içeriğini daha kolay okunur ve anlaşılır bir düzeye getirdiğini, daha geniş toplum kesimleriyle buluşmasına olanak tanıdığını düşünüyoruz. Yine de bu sohbette kullanılan karakter ve olay örgüsünün tümünün, yazarın düşünsel kurgusundan oluştuğunu belirtmek gerekir.
